www.nart.com.tr

   KÜRESEL KRİZİN SİGORTA SEKTÖRÜ ÜZERİNE ETKİSİ

26 Ocak 2009 tarihinde yayınlanan Ocak 2009 enflasyon raporu verilerine göre yıllık enflasyon oranı 2008 yılsonu tahminlerinin altında gerçekleşmiştir. 2008 yılının ilk üç çeyreğinde enerji ve petrol fiyatlarında yaşanan artışlar, küresel krizin getirmiş olduğu durgunluk ile beraber fiyatları hızla aşağıya çekmiştir. 2008 yılı sonunda 10,06 düzeyinde gerçekleşen enflasyonun yaklaşık 6,2 puanı gıda ve enerji fiyatlarının doğrudan etkilerinin sonucudur. Son çeyrekteki düşüşe rağmen, enerji fiyatları yılı %20’ lik bir artışla kapatmıştır.

Petrol fiyatlarındaki düşüşler, enerji fiyatlarının önümüzdeki dönemlerde enflasyonda yaşanacak gerilemeye katkıda bulunacağının habercisi olarak öngörülmektedir.

2008 yılında enflasyon büyük ölçüde küresel gelişmeler tarafından belirlenmiştir. Enflasyon hedeflemesi uygulayan gelişmekte olan ülkelerde hedeflerinin üzerinde enflasyon oranları gerçekleşmiştir.

Yaşanan krizin sigorta sektörüne etkisi; 2008 yılsonu itibari ile hayat dışı branşlarda enflasyonun altında bir büyüme gerçekleşmesi olmuş sektör hayat ve hayat dışı branşlar toplamında yaklaşık %6’ lık bir büyüme yaşamıştır. Zorunlu sigortalarda genel itibari ile artış gerçekleşmiştir.

Kriz dönemlerinde sigorta işlemlerinin ek maliyet olarak görülmesi ve kolay vazgeçilebilir olması enflasyonun altında gerçekleşen büyümenin başlıca nedenidir.

Hayat dışı branşlarda 2008 – 2009 Yılı prim dağılımında aşağıdaki değişiklikler gerçekleşmiştir.

Yangın Branşı %1,2 é

DASK %1 é

Sağlık Branşı %1,4 é

Mühendislik Branşı %1,3 é

Nakliyat Branşı %0,3 ê

Ferdi Kaza %0,4 é

Tarım %1,1 ê

Kaza Branşı  %3,6 ê

KMA Mali Sorumluluk %0,5 é

Toplam Poliçe miktarı verileri incelendiğinde; dış ticaretteki yavaşlama nedeni ile nakliyat branşında emtia sigortalarında  %37 düşüş meydana gelmiştir.

Toplam poliçe miktarı incelendiğinde küresel krizin etkisinin en fazla hissedildiği alan ise %42’ lik daralma ile hayat branşı olmuştur. 2007 yılı ortalarına kadar Türkiye’ de banka kredilerinde büyük oranda artışlar yaşanmış, alınan krediler karşılığında bankalar müşterilerine hayat sigortası yaptırmışlardır. Kriz sonrası dönemde krediler; dolayısıyla da hayat sigortası taleplerinde düşüşler meydana gelmiştir.

                                        HAYAT DIŞI PRİM DAĞILIMI –TSRSB

Meydana gelen düşüşün ikinci Bir nedeni olarak ise tüketici tercihlerinin hayat sigortalarından Bireysel Emeklilik Sistemine kaymış olması ile açıklanabilmektedir.

Açıklanan 2009 yılı I. Dönem verileri incelendiğinde, krizin etkilerinin sigortalılar ve sigortacılar açısından iyileşme göstermeye başladığı görülebilmektedir. Kar Kaybı, nakliyat, inşaat, Üçüncü Şahıs Sorumluluk ve Hırsızlık sigortaları poliçe miktarlarında 2008 yılı son çeyreğinde ivme kazanan düşüş 2009’ un ilk üç ayında da devam etmektedir.

2008/2009 ilk dönemleri karşılaştırıldığında kredi sigortalarına olan talebin arttığı gözlenmektedir. Montaj ve elektronik cihaz sigortalarındaki artış devam ederken 2008 ilk çeyrek verileri ile karşılaştırıldığında inşaat sigorta poliçelerinde %50’ ye varan bir düşüş gerçekleşmiştir.

LEVENT NART’IN GÖRÜŞLERİ..

Dünyanın en hızlı değer yitiren şirketi ise AIG, kriz sonrası bir sene içerisinde AIG 188 milyar dolarlık piyasa değerinden 1.1 milyar dolarlık piyasa değerine düştü. Bunu zaman zaman

Dostlarımız soruyorlar: ”Sigorta sektörü güvenilir bir sektör değil mi? Acaba biz sigortalanmaktan mı vazgeçelim?”

AIG’nin bu kadar değer kaybetmesinin esas sebebi nedir? Esas sebebi şu: AIG hem işsizlik sigortası yapan hem de banka kredilerinin ödenmemesi rizikosunu üstlenen, diğer taraftan da tahvil çıkaran şirketlerin tahvil rizikolarını sigortalayan şirketti. Böylesine finansal bir krizde kurum olarak kendi üzerine müthiş bir yük düştü ve bir gecede aşağı yukarı 50 milyar dolar nakit ihtiyacı ortaya çıkınca,  ertesi gün 3 kredi derecelendirme kuruluşu aynı anda AIG’nin kredi notunu 2 kademe düşürdü. Ve böylelikle nakit ihtiyacı 2 katına çıktı. Bunun arkasından da ABD Merkez Bankası’nın Lehman Brothers’ın iflasına izin verirken, sigorta şirketi olan AIG’nin iflasına nede izin vermediği sorusu geliyor akla. AIG birçok şirketin tahvillerini sigortalamıştı, eğer bu şirketin iflasına göz yumulsaydı, müthiş bir domino etkisiyle dünyada büyük bir karışıklık meydana gelebilirdi. Ayrıca AIG’nin bazı ülkelerde milyonlarca müşterisi var. Bu bakımdan bu şirketin iflası küresel bir hal alabilirdi.

Sadece AIG mi? Baktığımızda hemen hemen tüm Avrupa ve ABD kökenli önemli sigorta devleri piyasa değerlerinde düşüş yaşadı. Bunun iki önemli sebebi var. Biri, özellikle Avrupa ve ABD kökenli şirketlerin cirolarının aşağı yukarı yüzde 70‘ine yakını hayat sigortacılığından gelir. Asset management şirketleri var. Bazıları da, Allianz da olduğu gibi bankaları bünyesinde barındırıyor. Diğer şirketlerdeki hisse çöküşleri yapılan yatırımlarda da değer kaybı yarattı ve yine bu şirketlerin değerlerinin düşmesine yol açtı. Ama Avrupa’da ve Türkiye’de böylesine bir çöküş ihtimali çok düşük. Sebebi de ABD’de doğal ve yaygın bir hizmet olan tahvil sigortacılığı Kıta Avrupası’nda ve Türkiye’de mevcut değil. Bu nedenle Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerden ABD benzeri bir korku içinde olmamızı gerektiren bir durum yok.

Türkiye’ye baktığımızda, sektör tarihinde ilk kez geçen yıl son 10 senedir yüzde 15‘in altında bir büyüme gösterdi ve ilk defa enflasyon oranının altında büyüdü. Dolayısıyla reel olarak küçüldü. Toplam prim hacmi aşağı yukarı 11 milyar TL değerinde; 12 milyar Türk Lirası değerinde bir prim hacmi söz konusu. Krizde Türk sigortacılığını etkileyecek birkaç tane tehdit var.

Resesyonda faizlerin düşmesi, hisse senedi piyasasının çökmesi, özellikle gelirlerinin önemli bir bölümünü finansal gelirlerden sağlayan sigorta sektöründe kârların tehdit altına girmesine yol açtı. Diğer taraftan araç satışlarındaki düşüş ki Türk sigorta sektörünün cirosunun yüzde 50‘si otomotiv sigortalarından oluşur. Bu alandaki düşüşler ciro baskısı yaratıyor; rekabet de fiyatların aşağı doğru  çekilmesine yol açıyor.

Bir diğer konu finansal karlılığı azalan reasürans dünyası; teknik fiyatlarını yukarı doğru çekmeye başladı. Ve hasar maliyetlerinde önemli artışlar var. Bunun da yine iki sebebi var. Biri  sahte hasarların (fraud) çoğaldığını görüyoruz. Resesiyon dönemlerinde hatta birçok şirketin bünyesinde mevcut sağlık sigortalarının kullanımı bile artıyor. Çünkü insanlar işten atılmak korkusuyla erteledikleri bazı ameliyatları hazır işleri varken yaptırma gayreti içine giriyor. Bu bilgileri verdikten sonra; biraz Türk sigorta sektörüne damgasını vuran yabancılaşma konusunda sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Büyük yabancı şirketler yaklaşık 80 senedir Türkiye’de faaliyet gösteriyor: Allianz, Generalli, AIG, Aviva veya eski adıyla Commercial Union gibi şirketler var. Ancak 2006 senesinde Türkiye’de güçlü bir yabancı satınalım dalgası yaşandı. Yaklaşık birkaç milyon Türk Lirası kârı olan bir sigorta şirketine 500 milyon dolara yakın bir bedel ödendi. Akabinde tüm Türk patronlar şirketlerini satmaya başladılar. HDI  İhlas Sigorta’yı, Liberty Mutual Şeker Sigorta’yı, Ergo, İsviçre’yi  Fortis kendi başına piyasaya girdi. İspanyol Mafre, Genel Sigorta’yı satın aldı. Wiener Staedische, ki Avusturya’nın ilk 2 grubundan biridir, Ray Sigorta’yı, Hollandalı Eureko Garanti Sigorta’yı ve Garanti Emekliliği ve yine 2007’de Aviva ve Ak Emeklilik birleşmesini yaşadık. Son olarak 2008 senesinde Zürich Financial’ın TEB  Sigorta’yı satın aldığını görüyoruz.

2008 senesinde Aegon, Ankara Sigorta’yı, Groupama üçüncü şirketi olan Güven Sigorta’yı satın aldı. Groupama aynı zamanda Güneş Sigorta’nın yüzde 33 ortağı, ING Bank Oyak Emeklilik’i, Ergo da yüzde 25’lik Türk hissedarın hissesini geri alarak yüzde 100 Alman şirketi haline geldi. Diğer taraftan emeklilik piyasasındaki rekabet arttı. Axa Sigorta, Fiba Sigorta, Ergo emeklilik sigortası sistemine giriş yaptılar. 2008 senesi sonu itibariyle iki şirket satılıktı. Bunlardan biri Yapı Kredi Sigorta, diğeri de Güneş Sigorta idi. Ancak kriz dolayısıyla hem alıcılar hem de satıcılar şirket satınalımlarını durdurdu. Gelecek dönemde 2010 ile birlikte bu şirketlerin satışı yeniden gündeme gelebilir diye tahmin ediyorum. Yabancı oyuncuların pazar payı kısaca son dönemde yüzde 80’lere ulaştı. Tabii ilk aklımıza gelen soru şu: Sektördeki yabancı payındaki artış iyi mi, kötü mü? Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Fakat sizlerle bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Öncelikle, acaba Türk hissedarlar böylesine önemli bir sektörden neden çekildi? Bunun iki nedeni var. Birinci olarak sigorta sektörünün özkaynak kârlılığı 2002’lerde yüzde 20’ler seviyesindeyken 2006’da bu oran yüzde 5’e indi. Hatta şu anda yüzde 3.5’lar seviyesinde seyrediyor. İkinci neden de sermaye yeterlilik “sorfobilite” ???? (16:27 ) kuralları gereği sigorta şirketlerini yürütmek için ihtiyaç duyulan sermaye akmaya başladı. Dolayısıyla Türk sermayedarı böylesine düşük karlılığı olan bir sektörden geçinemediği için, başka sektörlere yönelmeyi tercih etti. Özellikle gayrimenkul ve enerji yatırımları da bunu takip etti.

Şimdi gelelim soruya; acaba Türk sermayedarın bu sektörden çekilmesi iyi mi? Bence sigorta sektörünün çok stratejik bir konumu var. Forbes listesine göre, ciro yüksekliği itibariyle 2000 en büyük kuruluş içinde sigorta sektörü; petrol, doğalgaz, bankacılık ve tüketim maddelerinden sonra 1.6 katrilyon dolarla dünyanın en büyük dördüncü büyük sektörü. Bu anlamda sigortacılık, perakendecilikten, kamu hizmetlerinden, telekomdan, sağlıktan, kimyadan, otel ve turizm işletmeciliğinden çok daha büyük bir ciroya sahip. Dolayısıyla stratejik açıdan bakıldığında Türk sermayedarının sigortacılıktan çekilmesi faydalı bir gelişim değil diye düşünüyorum.

 Kapat